Ara
Sonuç bulunamadı
Hikaye
Dev Muhafız bir gümbürtüyle yere düşüyor. Zafer senin. İşte karşında Milenyum Kulesi duruyor... Yolculuğunun sonu. Kulenin yıkık duvarlarının içinde Haberci beklemekte.
Kulenin devasa ahşap kapıları sen yaklaşırken gıcırdayarak açılıyor. Derin bir nefes alarak kendini hazırlamaya çalışıyorsun. Sonra da dikkatlice Kuleye giriyorsun...
Kulenin iç kısmını görünce ağzın açık kalıyor. Zamanında burada büyük bir savaş yaşandığı aşikâr. Tahminince bir zamanlar Kulenin dayanakları olan dev sütunlardan artakalan parçalar, ana odaya gelişigüzel saçılmış. Buna rağmen Kule hâlâ ayakta. Buradaki tahribatın binlerce yıl önce mi yoksa sen girmeden saniyeler önce mi yaşandığını kestiremeyince içini bir belirsizlik duygusu kaplıyor.
Dikkatlice odanın merkezindeki spiral merdivenden yukarıya çıkıyorsun. Her basamağı ağırlığını taşıyacak mı diye kontrol ediyorsun tabii... Basamaklar sağlam. Kulenin iç duvarı nereye ait olduğunu anlaması imkânsız olan çeşitli resimler, freskler ve oymalarla dolu. Bunlardan birinde tanrı gibi bir varlık, daha önce karşılaşmayı bırak adını bile duymadığın devasa, parlayan bir yaratığa saldırmakta. Bir diğerinde ise minik bir suret, birilerinin oturduğu beş büyük tahtın önünde duruyor. Evet, tahtta oturanlar tanrılar olmalı.
İkinci kata doğru çıkmaya devam ediyorsun. Merdiven bitip şatafatlı bir giriş salonuna açılıyor. Bir an yukarıya bakıp yıldızların arasında durabilecek kadar yükseğe tırmandığını düşünüyorsun ama tekrar baktığında tavanın ışığın girebilmesi için binlerce küçük delikle kaplı olduğunu fark ediyorsun. Işık varaklı duvarlarda donmuş halde duran altın kaplı savaşçıların yüzlerine vuruyor. Zihninin derinliklerinde bir anı canlanıyor birden, heykel gibi suretlerin aslında heykel değil de eski arkadaşların olduğunu hissediyorsun sanki. Gerçek olup olmadıklarını anlamak için birine dokunacak gibi oluyorsun. Yüzleri ürkütücü bir şekilde tanıdık geliyor.
Huzursuzluğunu bir kenara bırakıp ana odaya açılan kapıya doğru dönüyorsun. Haberci burada saklanıyor olmalı. Son bir kez daha silahlarını kontrol edip içeri giriyorsun.
Ana oda tahmin ettiğinden çok daha büyük. İçeri girerken elinde olmadan yukarıya bakıyorsun, tavan sanki gökyüzüne uzanıyor... Daha önce burayı gördüğünü ve o zaman da tıpkı şu anki gibi hissettiğini fark edince başın dönüyor. Etrafına bakıp odayı farklı bir gözle görmeye başlıyorsun. Her şey burada başladı. Hayatın burada sonsuza dek değişti.
Önünde dört taht var... Tanrıların tahtları. Boşlar. Neredeler? Kalbin gümbür gümbür ata ata ararken diğerlerinin arkasında beliren beşinci, daha da büyük tahtı görüyorsun. O tahtta, gölgelerle kaplı, uzun boylu, karanlık bir figür oturuyor. Yüzünde tek görebildiğin bir çift parlak, delici bakışlı göz. Haberci.
Şaşkınlıkla donup kalıyorsun. Haberci ayağa kalkıp sana doğru süzülürken izlemekten başka bir şey gelmiyor elinden.
"Bak, bak, bak. Sonunda kahramanımız geri dönmüş." diyor duygusuzca.
Cesaretini toplayarak haykırıyorsun.
"Buraya savaşmaya geldim! Yaptıklarının bedelini ödeteceğim!"
Haberci gülüyor.
"Öyle mi düşünüyorsun?" diye soruyor.
"Hayır. Buraya tek bir sebepten ötürü geldin. Seni çağırdığım için. Benim Tapınağıma gittin. Talimatlarımı okudun. Her fırsatta senin için seçtiğim ve kendi yıkımına giden yolu seçtin."
Konuşamadığını fark edince kalbin korkuyla doluyor. Geri çekilmeye çalışıyorsun fakat ayakların donmuş halde adeta.
Haberci "Gücümün nelere kadir olduğundan haberin var mı senin?" diye devam ediyor. "Geçmişi görürüm. Geleceğe hükmederim."
O an bütün olanların arkasında Habercinin olduğunu anlıyorsun. Kara Sisin, Ahrenia'nın kaderinin, hatta tanrıların bile… Her şey başından beri planlanmış. Gerçekten bir kaçış yolu yok mu?
Haberci, elinde bir öne bir arkaya çevirdiği gölgeli büyüden bir yıldırım atmaya hazırlanıyor.
"Sana beni yenme fırsatı vereceğimi mi sandın cidden?"
Çığlık atmak için ağzını açıyorsun ama sesin çıkmıyor. Habercinin elindeki büyülü yıldırım, çatırdayan devasa bir kara enerji topuna dönüşüyor. Haberci geri çekilip saldırmaya hazırlanırken toptan kıvılcımlar çıktığını görüyorsun. Yerinden kıpırdamadan dik dik kıvılcımlara bakıyorsun. Başka çaren de yok zaten.
Zihninin derinliklerinde ve kulaklarını sağır eden adrenalinin de ötesinde, boynundaki tılsımın içten yanarak gitgide ısındığını hissediyorsun.
O anda sağır eden bir kükreme Kulenin duvarlarını titretiyor. Malcs! Dikkati dağılan Haberci yukarı bakıyor, sen de kemiklerinin tekrar harekete geçtiğini hissediyorsun. Fırsatı değerlendirip geriye sıçradığın anda bir alev sütunu kulenin merkezinden direkt Haberciye doğru gidiyor. Haberci ıstırap içinde inleyerek elindeki kara enerji topunu salıyor. Top yukarıya, gölgelere doğru yükseliyor ve çatırdayarak Malcs'a çarpıyor.
Malcs yere öyle şiddetli düşüyor ki Kulenin tamamı sallanıyor. Dengede kalmaya çalışıyorsun. Dikkatini tekrar sana yönelten Haberci de aynı şekilde.
Alay edercesine "Ne oldu?" diyorsun. "Adil savaşmaktan korktun mu?"
Haberci saldırmaya hazırlanan bir örümcek edasıyla uzun ve cılız parmaklarını kütletiyor.
"Bu kadar oyun yeter!" diye tıslıyor. "Küçük isyanın burada sona erecek!"
Ellerini kaldırarak kulenin duvarından kocaman bir taş parçası koparıyor ve sana fırlatıyor. Elinde kılıcınla taşlardan kaçıyorsun.
Savaş başlarken "Melvor için!" diye haykırıyorsun...
Gereksinimler
- Bir kez
Habercinin Muhafızı yen